2563
Image Hosted by ImageShack.us




"Egri cetvelden doğru çizgi çıkmaz."Hz.Ali (r.a.)

• 8/4/2009 - Emanet Sahibi...

Kategori: Ahlak


Tasavvuf tarihinin önemli simalarından Zünnun Mısri (IX. y.yıl) kendisine bir yıl mürid olup hizmet ettikten sonra İsm-i Azam'ı (Allah'ın bütün vasıflarını ifade eden en yüce adı) öğrenmek isteyen Yusuf bin Hüseyin'in arzusunu yerine getirmedi. Bu isteğe gülüp geçti. Aradan tam altı ay daha geçti. Yusuf bin Hüseyin sabırla hizmete devam etti. Bir fırsatını bulup isteğini yine tekrarladı. Zünnun Mısri bu defa Yusuf bin Hüseyin'e ağzı bir bezle bağlanmış bir testi vererek, "Bunun içindeki hediyeyi falan yerdeki filan zata götür" dedi. Dikkatle götürmesini, içindekine bir zarar gelmemesini de ayrıca hatırlattı. Yusuf, hediyeyi aldı ve yola koyuldu. Yolda kendi kendine söyleniyordu: "Bir buçuk yıldır hizmetindeyim, benim bir dileğimi yerine getirmeyen şeyhim, hizmetinde bulunduğum bir buçuk yıldır bir defa ziyaretine bile gelmemiş olan bir dostunu hediye ile taltif ediyor..."
Yolculuğu sırasında bir yerde dinlenirken, içini, özenle götürülmesi istenen bu hediye nedir diye şiddetli bir merak sardı. Merakına mağlup olarak testinin ağzandıki bezi çözdü ve açtı. Açmasıyla birlikte bir fare fırt diye atladı ve çalılıkların, arasında kayboldu. Yusuf bin Hüseyin çok üzüldü, pişman oldu. Emanete hiyanet etmişti. Artık götürülecek hediye kalmadığına göre yoluna devam etmesi gereksizdi. Çaresiz üzüntülü ve mahcup bir halde geri döndü.

Olacağı kalbine malum olan Zünnun Mısri "Sıradan bir hediyenin bile güvenilemeyeceği bir kimseye İsm-i Azam nasıl emanet edilir?" diyerek her isteyene her şeyin emanet edilemeyeceğini anlatmak istedi .

Nasihatler.Net / Varkanis



Yorum (4) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 15/3/2009 - Kalp Allah'ın (cc) Evidir...

Kategori: Ahlak

Tamiri Zor...2563

“Bir kalbim var ki benim, sevdiğinden ziyade burkulur
Kahredenden ziyade, sevilenden korkulur.”
Necip Fazıl KISAKÜREK
 
******
Konuşmasından anlaşılır insan. Güzel konuşmasından... Kalbten kalbe yol vardır derler. Bunu biraz daha değiştirerek söylersek: Dilden kalbe yol vardır.
Gönlü yumuşak insanların konuşmaları da yumuşak ve ılımlıdır. Asla kalb kırmaz onlar. Çünkü bir mihenk vardır gönülde; sözünü önce ölçer biçer sonra muhatabına sunar. Katı kalbli insanlar ise, bu mihengi yitirmiştir. Gönül kayalıklarında paramparça olmuştur mihenkleri. Nereye vuracak ve sözünü tartacak? Altın ile bakırı birbirinden ayıramaz artık o. Olur olmaz yerde kelâm eder, ya baş kırar, ya da göz çıkarır.
Ilık meltemler gibi soluklar gerek bize. Gönüllere ulaştığında, bahar çiçekleri açtıran. En sert yürekleri dahi yumuşatan, yoğuran, şekillendiren... "Tatlı söz yılanı deliğinden çıkarır." denmiş, derler. Ne kadar doğru. En öfkeli olduğumuz anlarda bile yüreğimizdeki karanlığı gündüz aydınlığına çevirir güzel bir söz. "Söz ola kese savaşı / Söz ola kestire başı / Söz ola ağulu aşı, / Yağ ile bal ede bir söz." diyor Yunus.
Elbette öyledir. En karamsar ve kaos yüklü anları bile cennet iklimine çevirir, alımlı ve iç açıcı bir söz. Bu sebepten, güzel ve nazik konuşan insanların pek düşmanları olmaz çevrelerinde. Bilmeden bir gönül kırarlarsa, hemen tamir ediverirler bir kaç kelimeyle. Mayalarında yalan olmadığı için, inandırıcı bulur çevreleri böyle kişileri. Zaten yalana ihtiyaçları da yoktur, böyle gönül ve söz ustalarının. Bazen bilmeden açtıkları yaralar olur elbet gönüllerde. Ama bu bilmeden olur çoğu kez. Lâkin o yarayı dudaklarından akan bal gibi kelimelerle, sihirli cümlelerle bir anda iyileştirirler. Asla başka bir zamana bırakmazlar açtıkları yaraları, oluşturdukları çizikleri. Anında pansuman eder ve tedaviye geçerler.
Acı konuşan insan böyle mi? Dil yayından karşıdakine fırlattıkları kırıcı söz oku, paramparça eder muhatabın yüreğini. Onlar dönüp bakmazlar bile. Hani yolda arabayla bir hayvanı veya insanı ezen acımasız şoförler vardır; arkalarına bile bakmadan kaçıp giden... Aynen öyledir bu zalimler de... Kırdıkları kalbin çırpınışları ve yanaklardan sızan damlaları görmezlikten gelip, dönüp giderler. Öylelerini akrebe benzetebiliriz. Sokmaktan zevk alan acımasız akreplere... Dillerini de, zehirli iğnelere...
Arkadaş! İnancın yumuşak ikliminde bir meltem yumuşaklığına çevir sözlerini. Yüreği kırgın olanların doktoru ol, masum gönüllerin cellâdı değil! Yaralı gönüllere hızır gibi yetiş. Onların kırgınlıklarını gider. Yaralarına söz merheminden sür. Gönlünden akıp gelen ve kelimelerle harmanlanıp, dövülüp şekillenen manevî iksirinle onları iyileştir. Bak bu hususta Hz. Ömer ne diyor: "Ey Kâbe seni bin sefer yıksam yine yapabilirim. Ama kırık bir kalbi asla!" İşte bu derece zor durumda olan bir kırık kalb eğer onarılırsa sen artık Hakk'ın sevgili kullarından olduğuna inanabilirsin. Çünkü bir hadis-i şerifte şöyle diyor, Nebiler Nebisi: "Gerçek mü'min, elinden ve dilinden başkalarının zarar görmediği kişidir." Bir gün sahabiler, Nebiler Nebisi'nin yanına varıp, ihtiyar bir kadını övüyorlar. "Şöyle ibadet ediyor, böyle namaz ve oruç tutuyor." Peygamber Efendimiz: "Çevresine davranışları nasıl o kadının?" diye sorunca, sahabiler: "Çevresine hep kötü davranıyor, Ya Resulullah. Konuşmasıyla kalp kırıyor." diyor. Bunun üzerine Resûlü Ekrem: "Söyleyin o kadına, cenennemde yerini hazırlasın." diyor.
İşte dost! Tatlı dil ve acı dil arasındaki fark, cennet ile cehennem arasındaki fark gibidir. Sen diline ister gül koy, istersen bal ve gönüllere cennet asa bir iklim ör. İstersen kor koy, başkalarını alev alev yak. Tercih senin...

Kalbin Huzuru (menar)
  
Yorum (6) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 15/2/2009 - ÖNCE EDEBİ YAZMALI KALEM

Kategori: Ahlak




Önce edebi yazmalı kalem.
Önce edebi anlatmalı kelime.
önce edebi idrak etmeli insan.
Edep güzel; edep yüce...
İnsan güzele müştak, insan yüceye sevdalı.
Kainatın en büyük hakikati iman, imanın en büyük hakikati edep.
Edep, hakikatin büyüklüğü karşısında iki büklüm olmak, Onun kemaliyle kendinden geçmektir. Yunus'un odunları misali daldan-pürüzden budanmaktır. Elif gibi dimdik, ok gibi dosdoğru olmaktır. Kuran'ı hayata hayat yapma yolunda, ilahi hedefi Kuran ahlakıyla on ikiden vurmaktır. Gerek dünya gerek ukba adına atılan her adımı itidal ve denge üzre atmaktır. Elhasıl kulluk şuuruna ermek, ruhu ve bedeni sünnet-i seniyyenini nuruyla huzura erdirmektir. Habib-i Zişan-ı bu yolda kayıtsız şartsız rehber kabul etmektir.
Edep , onun gibi oturmak, O nun gibi kalkmak, Onun gibi bakmak, O nun gibi yaşamaktır(s.a.s)
Hz:Osman edep timsaliydi. Sünneti seniyyeyi aklında, cisminde ve ruhunda bütün incelikleriyle yaşamıştı. Ahmed bin Hanbel'in Hasan ı Basri den rivayetine gvre kapalı kapılar ardında bile elbiselerini çıkarmaktan çekinirdi. Edebinin derinliğinden dolayı Efendimiz(s.a.v) kendilerini ümmeti Muhammed içinde herkese nasip olmayan bir payeye layık görmüşlerdi. Hz.Osmanı,
"Ashabım içinde bana en çok benzeyendir".diyerek kendilerine benzetmişlerdi.
"Herkesin cennette bir dostu vardır. Benim dostum da Osman'dır". hadisiyle Hz.Osman'ı dostu olmakla müjdelemişlerdi.
Bizim de şu acımasız dönemde; edebi, edepsiz ham ruhlara ilim yoluyla anlatacak yeni Osmanlara dair dualarımız vardır.
Ve Mevlana ne güzel ifade etmiş edebi.
" Efendi, bil ki insanın tenindeki can edeptir. İnsanoğlunun göz ve kalp nuru edeptir. Adem bir ulvi alemdendir, süfliden değil. bu dönen kümbetin hem dönmesi hem de revnak ve zineti edeptir. İnsanoğlu eğer edepten yoksun ise, o insan değildir, zira insanoğlu ve hayvan arasındaki fark edeptir. Aç gözlerini bak, Allah kelamı olan Kuran ayet ayet edeptir. Akıldan sordum: İman nedir? Akıl kalp kulağıma cevap verdi:

"İMAN EDEPTİR"! vesselam

cafeonbeş/MaHSuM     
 
  

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 9/11/2008 - Çocuklara ALLAH'ı anlatmak...

Kategori: Ahlak

Israrla Rabbimizi anlatırız da, çocuğumuzun bu anlatımlardan zevk almadığını ve etkilenmediğini görürüz.
Anne-babaların çocuğun soğukluğundan ya da yanlış tercihlerinden gerekli dersleri her zaman çıkarabildikleri söylenemez. Oysa “nerede hata yaptık?” sorusunu sıkça sormalıyız kendimize.
Mü’min anne-baba, çocuklarının da mü’min olarak yetişmelerini ister. Bu aynı zamanda dini bir yükümlülüktür.
Mü’min anne-babalar, doğumlarıyla birlikte kendilerine neşelerin en güzelini tattıran çocuklarının kulaklarına
Ezan-ı Muhammedi’yi okurlar ki, nebevi terbiyenin şartlarından birisi yerine gelmiş olsun. Özellikle de ailede salih bir mü’min aranır, bu işi deruhde etmesi ve adeta bebeğin “Kâlu Belâ”da verdiği sözü çağrıştırması için.
Çocuk, bizleri bilinçli bir şekilde izlemeye başladığı güne dek, eğitim açısından her şey güzel ve nisbeten kolaydır. Aslında doğduğu anda bile annesinin sesini tanıyacak kadar yetenekli olan bu minicik varlıkların bizleri izlemedikleri an var mıdır?
Ama yine de daha zor olanı, çevresiyle ilgisinin başladığı, sorular sorduğu dönemdir.
Eğitimciler, çocukların doğuştan dini kabule hazır olduklarını vurguluyorlar. Bizim yaşına ve dönemine uygun bir tarzda anlatacağımız dini konuları çok yadırgamayacak, hemen kabullenme eğilimi gösterecektir. İşte bu noktada küçüklerin değil, büyüklerin eğitime ve bilgilenmeye ihtiyaçları vardır.
Çocuğumuzun dini kabule hazır olduğunu düşündüğümüz anda en uygun fırsatı yakaladığımızı düşünür ve bildiklerimizi en ince teferruatına kadar anlatmaya başlarız. Amaç, Rabbimizi tanıtmak gibi hem samimi hem de mukaddes bir amaçtır. Niyet güzeldir. Fakat yalnızca niyetin güzel olması yetmemekte, niyetin nasıl gerçekleştirileceği büyük önem kazanmaktadır. Bizim için bir sınav başlamıştır artık. Dini eğitim vermek açısından çocuğumuzun ilk çocukluk yılları, onun geleceğini de etkileyecek başarılı bir dönem olabileceği gibi kalıcı yanlışlar dönemi de olabiliyor.
Yanlışlarımız:
Israrla Rabbimizi anlatırız da, çocuğumuzun bu anlatımlardan zevk almadığını ve etkilenmediğini görürüz. Bütün çabalarımıza rağmen, diğer varlıkları tanımaya çalışırken gösterdiği iştiyakı, heyecanı dini öğrenme noktasında göstermez. Daha da üstüne gittiğimizde “ben Allah’ı sevmiyorum, O’nun cehennemi var” diyerek tavrını koyacaktır. Anne-babaların çocuğun soğukluğundan ya da yanlış tercihlerinden gerekli dersleri her zaman çıkarabildikleri söylenemez. Oysa “nerede hata yaptık?” sorusunu sıkça sormalıyız kendimize.
Çocuğun sorular sormasına, özellikle yaratılış ile ilgilenmesine güvenerek Allah’ın zaman ve mekan dışı, ezeli ve ebedi oluşundan bahsederiz. Halbuki çocukta henüz sayı ve zaman kavramı oluşmamıştır. Soyut düşünememektedir; doğal olarak tanıyacağı ve seveceği her şeyi, görebileceği bir varlık olarak algılama eğilimindedir. Bu nedenle, biz zaman ve mekan üstü, aşkın bir varlıktan, O’nun sonsuz kudretinden bahsettikçe o, Allah’ı kendinden çok uzak, sevilmesi zor bir varlık olarak algılayacaktır. Bizim anlattıklarımızdan değil, güleryüzle kendisine hediye veren kişiden daha çok etkilenecektir. Çocuğun duygusal ve zihinsel hazır oluşunu gözetmeden ona anlayamayacağı bir şekilde Allah’tan, ahiretten bahsetmek çoğu zaman zararlı sonuçlar doğurabilmektedir.
Yine mü’mine anne-babanın yaptığı en önemli yanlışlardan bir diğeri de, çocuğu Allah ile korkutmaktır. Soruları ve algılama kapasiteleri gün geçtikçe büyüyen çocukların yaramazlıkları da artar. Ve anne-babanın bir yığın önemli işinin arasında bazen tahammül edilmesi zor bir “nesne” gibi durur çocuklar. İşleri akamete uğratan, bir an önce aradan çekilmesi gereken bir nesne... Böyle durumlarda düşünmeden, yine en kestirme ve kolay yolu tercih ederek, yaramazlığına devam ettiği sürece “Allah’ın onu cehenneme atacağını ve yakacağını” söyleyerek tehdit ederiz. Ya da “Allah cezanı versin” gibi bir bedduayı layık görürüz ona. Oysa tüm bu cümleler çocuğa arzu etmediğimiz şekilde bir Allah tanımı vermektedir. Çocuk, Allah’ın insanları cezalandırmak için fırsat kolladığını, en küçük hatalarda bile onları ateşe atmak istediğini düşünür.
Çocuğu istediğimiz şekilde sindirmiş ve kalan işlerimize devam etmek için gerekli ortamı temin etmişizdir. Öfkemiz de dinmiştir bu arada. Söylediklerimizi unuttuğumuz gibi çocuğun etkilenişini de farketmemişizdir. Ve dini eğitim için uygun bir fırsat olarak gördüğümüz bir başka zaman diliminde Allah’ın ne kadar büyük olduğunu, herşeyi O’nun yarattığını, iyilere mükafat, kötülere ceza vereceğini anlatarak bir çelişkiler yumağına sokarız onu. Henüz tehdit cümlelerinin verdiği korkuyu üzerinden atamayan çocuk, bizim sabırsızlığımız sayesinde Yüce Yaratıcı’nın ilk önce “gazab” sıfatıyla tanışmıştır. Her şeye kızan, azabı seven bir Allah tanıtmışızdır ona. Bir de görsün, alışsın ve sevsin diye götürdüğümüz camide koştuğu, gürültü yaptığı için kibarca ikaz etmek yerine azarlamışsak eğer, çocuk bir kez daha kırılır ve bir kez daha ümidini keser Allah’ın merhametli olduğundan.
Ne Yapmalı?
Anlık ve çoğu kez de gereksiz öfkelerimize alet etmemeliyiz Allah’ın gazab sıfatını. Çocukların sevgiyle büyüdüğünü, sevgiye daha çabuk cevap verdiklerini unutmayarak, Allah’ın merhamet sıfatlarından ve kullarını sevdiğinden bahsetmeliyiz ilk önce. Çocuklar kelebeklerden, kuşlardan, çiçeklerden ve daha bir yığın rengarenk, hareketli varlıklardan çok hoşlanırlar. Allah’ın bütün bunları sevdiği için bizlere verdiğini anlatabiliriz onlara. Algılama yeteneği geliştikçe yaşına uygun örnekleri ve diyalogları kulanabiliriz.
Aksine davranışların, bize çocuk yetiştirme sınavını kaybettireceğini unutmayalım. Korku ve endişeleri yoğun bir varlık olan çocuğa, bir başka korkuyu, özellikle de Allah’ın hep cezalandıracağı korkusunu vermeyi, dini eğitimin ilk basamağı olarak tercih etmenin büyük bir yanlış olduğunu bilmeliyiz.
Dindar bir aileden gelip de inkarı tercih eden ve dinden nefret eden insanların geçmişlerinde genellikle bu tür eğitim yanlışlarının var olduğunu görürüz. Dayakla din öğretilmeye çalışılan insanlar, ilk fırsatta dinden uzaklaşırlar.
Yine unutmayalım ki, çocuk eğitimi bir bütündür. Şiddete maruz kalan, bütün hataları şiddetle cezalandırılan bir çocuk, Allah’ın şefkatli, merhametli ve adalet sahibi olduğunu zor anlayabilecektir.
Zira “Sevgi verasetle kazanılır.” 
 
              Ulviye İmamoğlu/Semerkand Aile

Yorum (4) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
2563
Sultanım...! Ey Medine minberinde ' ümmeti, ümmeti ' diye hüznü giyen sevgili Ey Mekke mihrabında alemler hesabına ' Allah! ' diyen sevgili Bize lütfu ilahi bahşedilen kapına diz çöktük, bey'at ettik Rabbinden bize ne getirdi isen amenna Duyduk, itaat ettik Ya Rasulallah Sen hâlâ kırk yaşındasın Ve hâlâ ümmetinin başındasın...(S.A.V)








digilak
omermuhtar
askimakber
destebasi
mahmut58
araf21
guldiyarindan
kezibanyenge
fatih96
sohbetsevenler
TILLSIM
emin06
alir
SALIHAX
vird
mevlana1
pitircik1984
geceesintisi
sonsuzlukkervani
nuralemi
YADIYARAN
rufeydem
fzehra
benyako
usta28
ummahindostlari
rahmetyagmuru
hulos
feyne
igrayla
nurettin1453tr
cemd
metekan
sevgipinari01
mechulsair09
1001kopru
nurumsun32
acigul
sudamlasi1
tesetturluyum
eminegolylmz
dervis35
firdevs78
susamcorekotu
allahbesbakiheves
umutsahili82
EsMaLaL
cimcime26
szlrnur
melaminefesi
sevincaltuntas
sedatuncer
canahmedimsav
CaNKuRBaN
nurumuhammed
serpilobakizi
fkarabasan
islamiilimler
dernekli
dilekcan72
gulayisler
nurmeclisi
beyanulkuran
cennetulbaki
islamsaadettir
Huzuralemim
kirmizi63
uyanangenclik




Image Hosted by ImageShack.us




2563

 





Sohbetsevenler
Fatih96
Emin06



RAHMET YAĞMURU
igrayla




Image Hosted by ImageShack.us



Image Hosted by ImageShack.us



Check Web Rank



Sultanlar Diyarı
İslami ve Temiz İçerikli Siteler Listesi
Toplist , Topsites , Siteler , islami siteler , Topislamic , islamic , islamic sites , islami topliste , Topsite , Topsites , islam , islami
Visitor Map

Sitenizesayac.com



EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Sonraki Sayfa Sayfa Güncel Sayfa:1 Toplam:78
Son Sayfa |
Sonraki Sayfa