"Egri cetvelden doğru çizgi çıkmaz."Hz.Ali (r.a.)
• 30/10/2009 - “Seni tesbih ederim (sen her türlü noksanlıktan uzaksın) Allahım(cc)...

O BÜYÜK NİZAMA TESBİHLERLE KATILMAK
"Bulutsuz bir gecede gökyüzünü seyretmekten hoşlanır mısınız bilmiyorum. Böyle bir gecede ışıl ışıl gökyüzünü seyretmenin, manevi bir haz ve gönül huzuruna vesile olduğunu düşünüyorum. İrili-ufaklı binlerce yıldız, gezegen ve onların arasında dolaşan bir dünya... Akıllara durgunluk veren bir nizam ve en ince ayrıntıların bile düşünülüp hesaplandığı bir denge... Seyrettikçe açılıyorsunuz, hafifliyorsunuz ve adeta yıldızların arasında dolaşıyorsunuz İsteseniz de istemesenizde, bu harikulade nizam size kurucusunu ve sahibini anlatıyor. O’nun büyüklüğü karşısında kendinizden geçiyor, varlığınızı adeta sıfırlıyor ve O’na teslim oluyorsunuz. Bu tefekkür muhitinde dolaşırken, O Yüce Yaratıcı’nın işaret buyurduğu bir hakikat düşünce dünyanıza doğuyor: Yaratıcı kudretin her an bütün varlıklarla ilgili olmasına karşılık, aynı zamanda bütün varlıklar da yaratıcılarını anıyor. Yani her şey O’nunla irtibatlı. Evet; yerde ve göklerde bulunan her şey, devamlı olarak Allah’ı tesbih ediyor. Hadid, Haşr ve Saf surelerinin birinci ayetleri ve bu gerçeği bildiren daha birçok ayet, en küçük parçasına varıncaya kadar bütün varlıkların yaratıcısı ile ayrı ayrı ve özel bir münasebete sahip olduklarını ortaya koyuyor: Bir tarafta Allah’tan varlıklara doğru her şeyi şekillendiren ve ayakta tutan yaratıcı kudret, diğer tarafta aynı kudretin düzenlediği ama varlıklardan Allah’a doğru devam eden kulluk ve ibadet. İki yönlü muazzam bir nizam. Alemdeki bu büyük nizam içerisinde kendinizi, daha doğrusu insanoğlunu düşünüyorsunuz. Allah, diğer bütün varlıklar gibi insanı da o büyük nizamın bir parçası kıldı. Fakat insanı bir yönü ile diğer varlıklardan ayırdı. Bütün varlıklar. Allah’ın iradesine tabi olarak O’nu tesbih ederken, insana bir irade verdi. İşte o iradesini kullanarak, kainattaki bu genel nizama kendi tercihiyle katılmasını istedi. * * * Uçsuz-bucaksız gökler ve siz... Düşünmeye devam ediyorsunuz. Nihayet, Alemlerin Rabbi’nin insana olan merhametini ve şefkatini hatırlıyorsunuz. Yerde ve göklerde kurduğu akıllara durgunluk veren bu büyük nizamı, Vakıa süresindeki bazı ayetlerde rahmetinin bir tecellisi olarak nasıl anlattığını düşünüyorsunuz. ”Şimdi düşünsenize o akıttığınız meniyi! Onu yaratıp insan haline getiren siz misiniz yoksa biz miyiz?” “Ektiğiniz tohuma baksanıza! Siz mi onu yetiştiriyorsunuz yoksa biz mi?” “Peki içtiğiniz suya ne dersiniz? Onu buluttan siz mi indirdiniz yoksa Biz mi?” “Ya yaktığınız ateşe ne dersiniz? Onun ağacını siz mi yarattınız, yoksa yaratan biz miyiz?” Bundan sonra Allah, insanın kainattaki bu nizama ve oradaki ortak zikre katılmasını şöyle emir buyurur: ”Öyleyse Yüce Rabbin’in ismini tesbih et!” (Vakıa/74) * * * Tesbih, Allahu Tealâ’nın birliğini, yaratıcılığını kabul edip, O’nun her türlü noksanlıktan uzak olduğunu ifade etmektir. Yani bir zikir ve dua. Tesbih eden insan, kulluğunun ve acziyetinin farkındadır; eksikliklerin kul oluşundan kaynaklandığını bilir. Buna karşılık Allahu Tealâ’nın her türlü noksanlıktan ve ihtiyaçtan uzak olduğunu, ortağı ve benzerinin bulunmadığını bütün varlığı ile kabul eder. Kainatın ortak dili olan tesbih, Rasulullah A.S. tarafından her namazda açış duası olarak okunmuş. Biz de tıpkı O’nun gösterdiği gibi en yüce huzura tekbir ile durduktan sonra, “sübhanekellahümme...” diyerek başlarız tesbihe. Ve şunu söyleriz o duada: “Seni tesbih ederim (sen her türlü noksanlıktan uzaksın) Allahım. Sana hamd ederim (her türlü kulluk ve kulların rablerine yapabilecekleri her türlü övgü sana layıktır). İsmin çok mübarek, şanın pek yücedir. Senden başka ilâh yoktur.” Şafiî mezhebine mensup olanlar ise Fahr-i Alem A.S. Efendimiz’in bir diğer uygulamasını esas alarak “veccehtü vechiye lillezi....” diye başlayan başka bir dua okurlar. Bu duada da kul, Allah’a olan teslimiyetini ve yönelişini şöyle dile getirir: “Allah’ı bir bilerek ve O’na gönülden teslim olarak, yüzümü gökleri ve yeri yaradana çevirdim. Ben müşriklerden değilim. Şüphesiz, namazım, ibadetlerim, hayatım ve ölümüm Alemlerin Rabbi Allah içindir. O’nun ortağı yoktur. Bana emrolunan budur. Ben müslümanlardanım.” İlâhî huzurda tesbih ile böyle başlayan niyazımız, rukûda ve kulun Rabbi’ne en yakın olduğu an olan secdede yine tesbih ile devam eder: “Sübhane Rabbiye’l-azîm: Azim olan Rabbimi tesbih ederim.” “Sübhane Rabbiye’l-a’lâ: Yüce Rabbimi tesbih ederim.” * * * Evet; her tesbihte, bütün varlıkların arzdan arşa yükselen niyazına katılırız. Allah’ın kurmuş olduğu o büyük nizamın iradeli ve şuurlu bir parçası olduğumuzun farkına varırız. Bütün varlığımızla elinde bulunduğumuz yaratıcı kudrete irademizi ve gönlümüzü teslim eder, gerçek huzura kavuşuruz... Mehmet IŞIK
 |
Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
• 23/10/2009 - Cumamız Hayırlara Vesile Olsun İnşallah
Dünya harmanında buğday toplayıcılarıyız biz; fakat kaybolmada bütün topladığımız buğdaylar. Aklımızı başımıza aldığımz yok hiç. Anlayamıyoruz nedense azalan buğdayın ambara giren fareden, şu düzenbaz fareden olduğunu… Fare ambarımızı delmiş…Ve hile harap etmiş buğdayımızı… Ey Hakk’ı isteyen can! Öncelikle kurtulmanın çaresini ara ambara giren şu fareden de, sonra buğday toplamaya çalış.. Mesnevî I,b.377-380 (Hz.Mevlana burada buğdayı”güzel huylar,gönül huzuru,güzellik ve iyilikler”,ambarı “beden”,areyi de “nefis ve arzular” için birer sembol oalrak kullanmıştır.)
 |
Yorum (6) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
• 8/10/2009 - Cuma Berekettir Rahmettir
 GERÇEK DOSTLUKLARA Garip bir tesadüftür karşılaşmalar bazen O an anlayamazsın kazanılanı belki Ama zamanla görürsün ki Biri var uzakta; seninle gülen, seninle ağlayan…
Yaşadığı her anı görmeli insan hediye Dönüp bakmamalı asla geriye Umuttur hayatın sırrı kişiye…. Her daim yol almalı geleceğe Her şey gelir geçer hayatta Dostluktur,iyiliktir baki kalan insana Ne demişler her şey anlayana Muhtaçtır insan insana…..
Bizden selam olsun size Bizi kucaklayan dostluğunuza Güzel dostluğumuzun hatırına Bizi hep dualarınızda saklayın İtibas

Değerli dostlarım bereketli bir aydan çıktık ama çıkış o çıkış :) çıkmamızla yoğun bir dünya meşgalesinin içinde kaldık... Bu yüzdendir ki muhabbeti paylaşmaya vesile yazılarımızı yayınlamayı biraz erteledik geçenlerde biyerde okuyup beğendiğim bir şiiri sizlerle paylaşmak üzere ekliyorum. Rabbimin rahmet ve muhabbeti üzerinizden eksik olmasın. Dualarınızla...2563
|
Yorum (4) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
• 23/9/2009 - Yazgımız aşktır bizim
 Âşık olanın muhatabına sükunet içinde can gözüyle bakması, diliyle hata yapmasından evladır. Çok kal(laf) fikir bulandırır, az da olsa rıza yörüngeli “hal” ruhu tatlandırır./ Lüzumsuz lakırdı eden sırrı muhafaza edemez./ Bir insanin hayali ayni zamanda ruhunun kıvamını gösterir./ Dünya hayati bizim için hayallerimizin gerçekleşeceği bir talimgâhtır./ İnsanoğlu kendine, uğrunda canini ve malini vereceği bir ideal edindiği zaman sıradanlıktan kurtulur. İdeali olmayan insanin tabiattaki diğer varlıklardan farkı yoktur. İdealsiz insan et-kemik yığınından ibarettir. İdealimiz, ayni zamanda bizim hayalimizdir. Hayal ettiğimiz şey, ayni zamanda bizim ulaşmak istediğimiz zirve, gözümüzü diktiğimiz ufuktur. / İnsanın en büyük duası, hayali kadardır./ Onun için dualarında hayalinin de ötesini iste. O yükü taşıma gücüne talip ol./ Işte gerçekten yaşadığın an; sonu olmayan o zenginlik karşısında fakirliğini hissettiğin andır./ Mana, “var” olanı idrak karşısında yok olmaktır./ Işte gerçekten yaşadığın an insan olduğuna şükrettiğin, sonu olmayan o güzellik karşısında zenginliğini hissettiğin andır./ Taze kalmanın en önemli yolu, bize hakki hatırlatan nurani simalara bakmak, onların sohbetlerinin dairesinde bulunmaktır./ Sen nefsini her an hayırla terbiye et ki, o seni kötülüklerle meşgul edecek fırsatı bulamasın./ “Gözümüzden gözyaşını, gönlümüzden selâmını, dilimizden birbirimize ettiğimiz duayı alma Ya Rabbi. Hiçbir zaman bizi birbirimizle imtihan etme. Aramızda uhuvvet ve muhabbetini artır. Kalbimizi su-i zandan, ağzımızı gıybetten, nazarımızı tenkitten arındır. Canımızı birer ‘uyum kahramanı’ olarak al. Bizi sahabe kardeşliği gibi bir kardeşlikle şereflendir. Birlikten beraberlikten doğacak rahmet ve feyzinden mahrum kalmaktan Sana sığınırız. Bizleri cennetin en yüksek tepesinde dostlarımızla ve Sen’in has dostlarınla beraber, Habib’inin (sas) yanında haşreyle (âmin)…”/ İlim sadece kulu Rabbi’ne ulaştırırsa ilimdir./ Beden disiplinini sağlamadan ruh disiplinini sağlamak mümkün değildir./ Ehl-i iman arasında aradım kıldım talep Her hüner makbul imiş illâ edep illâ edep Ancak acıyı bizzat yaşayanlar acıların bir daha yaşanmamasını daha anlamlı ifade ederler./ Her şeyin vakti tayin edilmiştir./ Yiğit olan kördür, kötülüğü görmez; sağırdır, kem sözü işitmez; dilsizdir, her ağzına geleni demez. Bildiğini de her yerde ayaklar altına sermez./ İyiliğe kötülük, şer kişinin kârı, İyiliğe iyilik her kişinin kârı, Kötülüğe iyilik de, er kişinin kârıymış oğul./ Paylaşılan andır, zamandır, dönüşü olmayandır. Paylaşılan hayattır can!/ Kula vefası olmayanın Hakk’a vefası olmaz./ Vefa nedir, bilir misin? Vefâ arkanda bıraktığını, giderken yaktığını yabana atmamandır. Vefâ; dostluğun asaletine, bir dua sonrası verilen sözlere, hayallere ihanet katmamandır. Vefâ; ötelerin sonsuz mükafatı karşısında, cehennemi hafife almaman, ulvi güzellikleri dünyaya satmamandır./ Unutkanlıklar karşısında kimseyi suçlama. Sen unutma tuzağına düşüp, unutmaman gerekenleri unutma. Unutulmaması gereken güzellikler karşısında aslan kesil kendi içinde./ En büyük vefâ, Hakk’a götürecek fırsatları yakalamaktır./ Teri gül kokan Gül Sultanı’ndan kabul görmek için seher kapılarının önünde kul olasın, bel kırıp boyun burasın. Hakk’a yönelip el pençe divan durasın.”"İnsan olana saygı duyasın, kırık gönüllerde tahtlar kurasın, yaralı gönüllere muhabbetinle merhem olasın.”/ Kâinatın dar rahminden ahirete doğmaktır ölümün diğer adı./ Marifet, dünyanın gönderirken mahzun olduğu, toprağın da misafir etmek için sabırsızlandığı bir bedenle Hakk’a yürümek ve herkes ağlarken gülerek dünya misafirhanesini terk etmektir./ EbediyyenBiz
|
Yorum (10) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
|