• 24/12/2009 - Söze müptelayım dilim biçare,öğrendim sükûtu ama ne çare...
Kafiyeler çilesiz kalemlerde kir, vicdanın sedasıysa şiirdir şiir... Kaç asırdır yaşadık sırt sırtta ve diz dize, başka söze ne gerek biz yeteriz biz bize.Yaşarken kıymetsiz her büyük kalem, ecelim yaklaştı Allahüâlem.Göz yaşlarım rengârenk seyreylerken semayı,büyülü orkestrayı ney sesi bağlamayı, ruhum sustu ben sustum unuttum ağlamayı. Samimiyet aşk kokulu güldür gül, idrâk yoksa ister ağla ister gül. Köprüler yıkıldı döndüm geriye her yanım virane her yanım talan,nefsime saplandı kibir ve riya,ağırdı piyesim yoktu bir bilen. Durmadan üfür diyen körük müyüm ben neyim,aşk varsa nefesimde yerlerde sürüneyim.Takılmış zannına cahil sineler, gerçeğe ihanet şu zannetmeler. Halktan kaçıp eşkıyaya bırakamam bu yurdu, halk içinde Hak'la olmak marifettir buyurdu… Her nereye kaçsam göründü sırat,düşündüm Kebir’i yetişti berat.Kuraklık /Mevsim çapkın bulutlar da hovarda,ben mi içtim barajlarda su varda.Sabır yangınında vuslat var ama bilmem bunu nasıl sunabilirim, flört vadisinde suna arama bakışı saklıysa suna bilirim. Şiir değil benim gayem bu dert beni tez boğacak,bitti ömrüm ve sermayem ifrit doldu kucak kucak."El değmedik dertlerim çek elini elleme,gözyaşım tek sermayem sakın riya belleme."Ö.E.Micingirt "Yalan tarih dilleniyor bu günleri yaz ilerde,bak geçmişim tülleniyor çok yaklaştı az ilerde."Ö.E.Micingirt Görmeden göreni görmektir biat, edebi görmezsen şuh edebiyat. Kalbim temiz tertemiz ben diyorsun madem sen, duyarsızlık nedendir ne antika adamsın.Ne ham oldum ne yoğruldum ne piştim,zulmet ve nur perde çektim tepiştim.Bakışları efsunlum neden gözlerin yosun, unuttun mu sen beni yoksa sevmiyor musun.Aşk, kalpten kalbe iz bırakan tarifi zor sesleniş .Çoban bile olamadım koyun güden kavallı, ben neyim ki nefse tutsak gayesi zevk zavallı.İdealsiz hayel buzlu karakış, tomurcuk yok ne iniş var ne çıkış! Titredi hesaptan sermayesi ip, olur mu böylesi herkese nasip. Aşk tanımaz hesap kitap mantığı, sırtlamıştır çile dolu sandığı. Kalbe inen gözyaşlarım katığım, tartışmasız en dertli yaratığım. Hakaretti milletine tek derdi,ve salasız gömülerek geberdi. Güzelliğin kuru balçık, bir gün gelir kovar gel çık. Rızka kanaat et kısmetindedir,kısmetin şükrünün nisbettindedir. Vuslattır hasrettir terhistir ölüm, ibret bahçesinde nergistir ölüm. Her şeye rağmen yetişti cuma,döküldü günahlar düştü avcuma. Yiğitlik kulvarında mertlik varken hile ne? Öteler ötesinde ne mutlu son gülene.Ne kütüğüm ne örümcek ne hırka, yaktı beni çöl kokmayan kasırga. Kapalı kalp gözüm akılda yarım, her nereye baksam şaşı bakarım. Aşk tefekkür beyindedir tesiri, beden onun emir kulu esiri. Ameller niyetedir henüz geç değil baylar,geçen zamana rağmen işte geldi üçaylar.Ben neyim ki ben beşer, günah bende ben de şer. Zannın geçtinse eğer ne at gerek ne eğer.Hiç olmak hepe değer hiç olmuşsan velisin, idrak etmişsen eğer sen artık ötelisin. "Yiyin için tepişin yaşam bu ise eğer,yiyin için tepişin o zaman buna değer."Ö.E.Mİcingirt Hayret yok ise eğer sen deliden delisin, erenlik seyir meğer ve seyre perdelisin.Bir neslin vebali durur masamda, gözyaşım ağladı ağlamasam da. Bakmayın siretime ne ağayım ne paşa, her şey O’na aittir O’ndan başka yok hâşâ.Edep dini töredir idrak vicdana göredir. Aynı plan aynı oyun aynı ses,vicdan sağır basiret kör lal herkes. İdrakten nasipsiz, O’ndan bihaber, yaşadım kendimce sondan bihaber. Gayeyi zevk edip ağlamasam da,bir sabah tövbeyi buldum masamda. Seyrettim arkasından perdenin aval aval,bir tarafta yas vardı bir tarafta karnaval. Başkasını kendine tercihe çalışınız, kendine yaşamakla başlar alçalışınız.Ne darwinci ne faşist ne Yahudi ne Budist, aklın yolu hakikat 'O' diyor kutsi hadis.Zirvede oturmaya var ise takatiniz,ne asalet sorulur ne de liyâkatınız.Kucaklarken rahatı vuslata perde düştü,hicran derin başladı her yanım derde düştü.Sanmayın ki tevazu, tevazu ağır yüktür, herkes benden mükemmel herkes benden büyüktür. Kâinat denizinde emanet bir incisin, teslim oldunsa O’na vallahi birincisin. Sevdalar çözülüyor çıplaklığı giyerek,aşka kemend vurulmuş flörte aşk diyerek.Gönül gözün aç ise kâinat sana dardır, ihtiyacın yekûnu yaşadığın kadardır.Bir ömür boyunca gaflete daldım, tövbeye büründüm kendime geldim.Kafiyeler çilesiz kalemlerde kir vicdanın sedasıysa şiirdir şiir. Sabah kalktığınızda, dününüzü ve yarınınızı hiç düşündünüz mü? Günahtan kaçacak yer bulamadım.İfadeler karekteri ele verir. Gözünde yaş olmayanın düşünde baharı olamaz. Siz hiç ölmeden öldünüz mü ? Çile bezi giyindim gözyaşıma dayandım Sükût bilmez oynaşır adamlıktan bihaber. Büründüm kul zırhına şaha kalktı emniyet,emniyetin tek yolu tevekkül samimiyet. Söze müptelayım dilim biçare,öğrendim sükûtu ama ne çare. Kuran-ı Kerim ve sünnetten aldığı ilim edep ihlâsın idrakine varıp ötelere yelken açmanın diğer adı takvadır. Kulluktaki mesafen, ötelere vesile olabildiğin kadardır...İktibas
Gelin Canlar Bir Olalım.......

|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
• 21/12/2009 - Öz Yanmazsa...
Musa (as) bir gün giderken bir çobana rastladı. Çoban: "Ey kerem sahibi Allah'ım neredesin ki sana kul kurban olayım, çarığını dikeyim saçını tarayayım. Elbiseni yıkayayım, bitlerini kırayım... Yüce Rabbim sana süt ikram edeyim.Bütün keçilerim sana kurban olsun." deyip duruyordu. Hz. Musa (as): "Kiminle konuşuyorsun?" dedi. Çoban: Yeri göğü yaratan Allah'ımla konuşuyorum" dedi. Musa çobanı azarladı, yaptıklarının yanlış olduğunu, Allah'a bu türlü hitap etmenin doğru olmadığını söyledi. Çoban yaptıklarından pişman olarak başını alıp çöle doğru koşmaya başladı. Biraz sonra Hz. Musa'ya: "Kulumuzu bizden ayırdın. Biz söze dile bakmayız, gönüle, hâle bakarız." diye vahiy geldi. Musa çölün yolunu tutarak çobanı buldu ve müjdeyi verdi.
(Mesnevi'den)
Can özümden Besmeleyi çekende Dil yanmazsa ben yanarım sultanım. Hak uğruna bir sefere çıkanda Yol yanmazsa ben yanarım sultanım.
***** Arzuhâlim ulaşırsa divana Korkarım ki taban değer tavana Çiçeğimden zerre girse kovana Bal yanmazsa ben yanarım sultanım.
*****
Göz utanır gönül dostu görünce Can tutuşur candan selâm verince Bülbül olup bir bahçeye girince Gül yanmazsa ben yanarım sultanım.
******
Aşıklık içimde doğduğu zaman Taş yanar gözyaşım yağdığı zaman Mızrabım sazıma değdiği zaman Tel yanmazsa ben yanarım sultanım. ******
Üzülmedim erkenine geçine Akıl yordum herşeyine, hiçine Söküp yüreğimi atsam içine Göl yanmazsa ben yanarım sultanım.
*******
Alev alev ruhta, canda bu ateş Bakmakla görülmez bende bu ateş Bırakılsa hangi günde bu ateş Yıl yanmazsa ben yanarım sultanım.
*******
Dosta mektup yazma vakti gelirse Yazar, postalarım kısmet olursa Mektubumun mahiyetin bilirse Pul yanmazsa ben yanarım sultanım.
Abdurrahim KARAKOÇ |
Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
• 10/12/2009 - Mutlu Nesiller

“Gözlerimi yummuş ümit meşcereliğimde çimlenen yarınki nesilleri seyrediyorum!” Yarınların iyilik ve güzellik dünyasında herşeyi cennet ehlinin temiz simaları gibi imrendirici, onların derin bakışları kadar ifadeli ve tenlerinin kokuları kadar bayıltıcı buluyor, dörtbir yandan taşıp gelen bu binbir râyiha ile taş gibi kalblerin dahi yumuşayıp eridiğini hissediyoruz. Evet, geleceğin zihni aydın, ruhu aydın insanının elinde bütün varlık bir gül goncası gibi açıldıkça açılacak ve bu aydınlık iklimin talihli insanları, kâinatları keşfetme yolunda, yüksek himmetli fatihler gibi zaferden zafere koşacak, nihayet bütün eşyanın insana musahhar olduğu sırrını kavrayarak, önünde sıra sıra dizilmiş zafer tâklarının altından geçip duygu ve düşünce sancağını Hakk’ın hoşnutluğu burcuna dikerek, kendini idrak içinde iki büklüm olacaktır. Yani acizliğindeki gücü, fakirliğindeki servet ve zenginliği görerek şükür ve şevkle kanatlanıp fethedilecek başka dünyalar arayacak ve gözleri öbür âleme uyanacağı âna kadar da rüyalar gibi tatlı bu şirin dünyasına yeni yeni buudlar kazandırmak için çırpınıp duracaktır. O günlere yetişebilirsek, bizim gibi dili bağlı, gönlü buruk, hisleri meflûç, çeşitli mahrumiyetler içinde duygu ve düşünce dünyasını geliştirme fırsatını bulamamış olanlar dahi neşeyle coşup, dâhiyane sözler etmeye başlayacak ve bir zamanlar sinelerinde saklı bulunan emellerin, hasret ve ümit arası gelip-giden gizli duyguların, bahtına küskün kapalı düşüncelerin ortaya çıktığını görerek inanç ve ümitlerinde yaşattıkları o sihirli dünyaları bir kere daha bütün ihtişamıyla yaşayacaklardır. Evet, iç âlemlerimizde uyuklayan hisler şevkle gerilip şahlandığı ve ayn-ı lezzet olan hayatın sabahleyin uyanan kelebekler gibi çiçekler arasında kona-kalka saadetine yeni buudlar aradığı gibi her yanda çeşit çeşit lezzetlerin tütüp durduğu bu kuşakta, kendi his ve şuur dünyalarına açılmış ruhlar, daha ledünnî güzellikleri, hayallere karşı daha göz kamaştırıcı ihtişamları arayışa koyulur; inançla ışıldayan gönül düzlüklerinde küme küme yıldızların dizildiğini, öbek öbek cennet tepeleri gibi yamaçların sağa-sola serpildiğini görür ve peşipeşine gelip iç âlemlerini saran bu renkli düşünceler sayesinde zevk dünyalarını söndürmek isteyen monotonlukları parçalar ve hep yepyeni iklimlerde şevkü tarab içinde yaşarlar. Bu noktaya ulaşmış bir ruh, bütün bütün varlık kadehini taşa çalarak gönlüne açılan menfezlerden hakikatın çehresini müşahedeye dalar ve hilkatın sınırlarından sıyrılarak bütün zamanların, mekânların, buudların dışına kaymak arzusuyla kendine yeni bir yuva aramaya çalışır. Her sıçrayışla biraz daha ışıklarla sarılır, her aydınlanışta varlığının esas kaynağını biraz daha hissetmeye başlar ve “ben” dediği şeyi bütün bütün unutur. Artık kulaklarına çarpan her sesde gözlerinin içine akan her renkde, ezelden bir tohum halinde ruhuna saçılan aşkın, bir humma gibi her yanını sardığını duyar ve önüne geçilmez bir visâl arzusuyla yanar-tutuşur. Bundan sonra onun için ne renklerin ağlayışı, ne aydınlıkların kayışı, ne de somurtkan inkırazlar asla bahis mevzuu değildir. Onun kulaklarında her ses bir ümid nağmesi gibi çınlar, özündeki her kıpırdanış bir ölümsüzlük ritmiyle atar; lâhûtîlik bütün sırlarını onun önüne yayar; gayri bundan öte kendisini, kalbinde ve kafasında bulunan yabancı herşeyi yakıp kül eden aşkın kolları arasında bulur ve varlığının gayesini anlar. Evet, öyle ümid ediyorum ki, yarınki nesiller, hergün, her gece, her saat, her saniye bu güzel hayattan böyle binbir zevk alarak, sinelerinde büyük deryaların büyük dalgaları gibi, birbirini takip eden vuslat ve aşk dalgalarına kendilerini salıverip, herbiri küçük birer dalgayken derya olacak ve bütün bir ömür boyu damla damla aşk ve vuslat yudumlayan bu tâlihliler, birgün en büyük aşkta, en büyük vuslata ererek, gölgelerin aldatmasından ve kesretin dağdağalarından bütün bütün kurtulacaklardır.
Yitirilmiş Cennete Doğru

|
Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
|